acve
vahdet

Şeriat ve Kadın – Şeriatta Kadın Hakları

Şeriat ve Kadın – Şeriatta Kadın Hakları
Paylaş
2015-01-22 11:13:57
Hurma
Şeriat ve Kadın: Şeriatta (İslam’da) Kadının Hakları Nelerdir?
İslam’da kadının yeri ve önemi büyüktür. Şeriat adalettir. Şeriat erkeklere de kadınlara da haklar verir ve kimseye zulmetmez çünkü şeriat adaletsizlikten, âcizlikten münezzeh, sonsuz izzet ve sonsuz kudret sahibi olan Allah’ın kanunlarıdır.

Allah’ın varlığının ve birliğinin, İslamiyet’in tek doğru din olduğunun, peygamberliğin gerekliliğinin, Hz.Muhammed’in (Sav) son peygamber olduğunun mantıksal delillerini okumak için bu yazımıza bakabilirsiniz:

Şeriat Nedir?
Şeriat zerrelerden yıldızlara tüm kainatı yoktan var eden, kainatın hâkimi olan, sonsuz hayat, sonsuz kudret, sonsuz ilim sahibi, zamanı, mekanı, maddeyi, ruhu yaratan Allah’ın kanunudur. Bir serçeye kartal kanadı kadar büyük kanat yüklemeyen, annenin yavrusuna olan şefkat hissini yaratan Allah sonsuz adalet ve sonsuz merhamet sahibidir.

Kainattaki varlıklar belli vazifelere sahiptirler. Güneş ısı ve ışık verir. Arılar bal yapar. Peki şuur sahibi, irade sahibi olan insan vazifesiz kalabilir mi? Elbette insan başıboş kalamaz. Yıldızları, arıları, inekleri, bitkileri başıboş bırakmayan Allah, insanı da başıboş bırakmaz. Demek ki; insanlara hayatın anlamını, insanın yaratılış gayesini öğretecek olan peygamberler olmak zorundadır. Tüm peygamberler tek doğru din olan İslam’ın peygamberleridir. Allah’a ortak koşulmasını yasaklayan, Allah’ın birliğini ilan eden, şirki reddeden tek din İslamdır. İslamiyet Allah’ın dinidir. Allah’ın dininde adaletsizlik olması mümkün değildir çünkü adaletsizlik âcizliğin göstergesidir. Allah ise tüm âcizliklerden münezzehtir.

İslamiyet tüm insanlığa adilce davranmayı emreder. İslam hem kadınlara, hem de erkeklere belirli haklar vermiştir.

İslam Cennet’i kadının ayakları altına seren dindir. Kur’an’ın en uzun üç suresinden biri Nisa suresidir. “Nisa” Arapça’da “kadınlar” demektir. Kur’an Hazreti Meryem ve Hazreti Asiye’den uzun uzun bahseder ve onları yüceltir. Hazreti Peygamber’in (Sav) soyu Hazreti Fatıma’dan devam eder. İlk Müslüman olan sahabi Hazreti Haticedir. En çok hadis rivayet eden, bize en çok İslamiyet’i öğreten sahabelerden biri Hazreti Ayşe’dir.

İnsanların en hayırlısı Resulullah (Sav) şöyle buyurdu:

“Dîninizin üçte birini Hümeyrâ’dan öğreniniz.” Medâric-ün-Nübüvve

Peygamberimiz (Sav) Hz.Ayşe’yi çok severdi ve ona “Hümeyra” derdi.

Kadınlara iyi davranmak konusunda pek çok hadis-i şerif vardır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: 

“Mü’minlerin îmân bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olanıdır. Hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanlardır.”

Tirmizî, Radâ` 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet, 15; İbni Mâce, Nikâh 50

Muâviye İbni Hayde radıyallahu anh şöyle dedi:

– Yâ Resûlallah! Kadınlarımızın bizim üzerimizdeki hakkı nedir? diye sordum. Şöyle buyurdu:

–”Yediğiniz ölçüde yedirmek, giydiğiniz seviyede giydirmek, yüzlerine vurmamak, yaptıkları işin ve kendilerinin çirkin olduğunu söylememek, onları yataklarında yalnız bırakmak gerekirse, bu işi sadece evde yapmaktır.”

Ebû Dâvûd, Radâ` 41. Ayrıca bk. İbni Mâce, Nikâh 3

İslamiyet’in Kadına Verdiği Haklar

Nafaka (Barınma, Yiyecek, Giyecek, Tedavi Masraflarının Karşılanması) Hakkı

İnsanlar yaşayacakları eve, yiyecek ve giyeceklere, hastalandıkları zaman tedavi edilmeye ihtiyaç duyarlar. Bir kadın evlendiği zaman onun ev, yiyecek, giyecek, tedavi masraflarını karşılamakla mükellef olan kocasıdır. Koca, evlendikten sonra karısının nafakasını karşılamaz ise ve kadın kocasından bu sebeple boşanmak isterse kadının boşanma isteği olumlu bir şekilde sonuçlanır.

İnsanların en hayırlısı Peygamberimiz Hazreti Muhammed (Sav) Veda Hutbesinde şöyle buyurmuştur: 

Şunu bilin ki, sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır.

Sizin onlar üzerindeki haklarınız, yatağınızı yabancılardan korumaları, istemediğiniz kimseleri evinize almamalarıdır.

Onların sizin üzerinizdeki hakları ise, giyim kuşam ve yeme içme konularında kendilerine iyi imkânlar sağlamanızdır.”

Tirmizî, Radâ` 11. Ayrıca bk. İbni Mâce, Nikâh 3

“…Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir…” Bakara Suresi 233. Ayeti Meali

Kadınların biri yazlık, diğeri de kışlık olarak yılda en az iki kat elbise edinme hakkı vardır. Kadınların giyecek hakları içerisinde yorgan, çarşaf, yastık, döşek de mevcuttur. Kocalar bu malların masraflarını karşılamak konusunda sorumludur. Kadınların kötü komşulu olmayan, ırzlarının, canlarının, mallarının güvende olacağı, eşinden ve çocuklarından başkasının misafir olarak gelebileceği, sosyal durumlarına uygun eşyaları bulunan, karı koca hayatı yaşamaya elverişli bir meskende oturma hakları vardır. Kadınlar ayrıca bakıma muhtaç olurlar ise veya onların sosyal seviye bakımından benzeri olan kadınların hizmetçileri bulunur ise o kadınların da hizmetçi tutma hakları vardır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

Hz. Âişe (r.anha)’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir. Ebû Süfyanın karısı Hind b. Utbe Rasûlüllah’ın huzuruna girdi ve “Ey Allah’ın elçisi, gerçekten Ebû Süfyan çok cimri bir adamdır. Bana kendime ve çocuklarıma yetecek kadar nafaka vermiyor. Onun malından haberi olmaksızın bir şey alırsam, bana günah var mıdır?” dedi. Rasûlüllah (Sav); “Onun malından sana ve çocuklarına yetecek kadarını ma’ruf şekilde al.” Buyurdu. (Buhârî, Büyû’, 95; Nesâî, Kudât, 31; İbn Mâce, Ticârât, 65)

Bu hadis-i şerif gösterir ki; erkek, karısı ve çocuklarının nafakasını vermek zorundadır. Kız çocuklarının geçimi onlar evleninceye kadar babaya aittir. Kadın ihtiyaç duyar ise kocasıyla aylık nafaka miktarında anlaşabilirler. Eğer kadın bu miktarın yetmediğini anlar ise kocasından bu miktarın arttırılmasını ister. Eğer koca bu isteği kabul etmez ise kadın mahkemeye başvurabilir.

Ayrıca evlilik, dönülebilir veya kesin boşama ile sona erdiğinde kadın iddet süresi boyunca nafaka hakkına sahiptir. İddet süresi boyunca kadının boşandığı erkek eski karısının geçimini sağlamak zorundadır.

Mehir Hakkı

Mehir, erkeğin evlenirken kıza vermesi gereken mal veya menfaattir. Kadın gönül rızası ile bu hakkından vazgeçmedikçe erkeğin nikahlı karısına mehir vermesi gerekir. Aksi takdirde erkek hem günahkar olur hem de kul hakkı yemiş olur. Kadın mehir olarak aldığı malı meşru dairede istediği gibi harcayabilir. Kadın o mal ile ticaret yapabilir, o mal ile şirket kurabilir, o malı hayır işlerinde kullanabilir.

“Aldığınız kadınların mehirlerini yürekten isteyerek ve Allah’ın bir atiyyesi olarak verin.”

Nisa Suresi 4. Ayeti Meali

Eğitim Hakkı

Kadınlar da eğitim alma hakkına sahiptirler. Kadınlar gelecek nesillerin anneleridir. Gelecek nesiller ilk önemli eğitimini annelerden alırlar. Annelerin cahil olması sadece çocukların değil, ülkenin ve Dünya’nın geleceğini de tehdit eder. Bu sebeple Peygamber Efendimiz (Sav) kadınların eğitimine önem vermiştir. Kur’an ve Sünnet’te hem kadınlar, hem de erkekler için ilim öğrenmek teşvik edilmiştir. Hatta en çok hadis rivayet eden, İslamiyet’i bize en çok öğreten sahabilerden biri Hazreti Ayşe’dir. Onun gibi müçtehit kadın sahabeler de var idi.

Çalışma, Ticaret Yapma, Şirket Kurma Hakkı

Kadın, ev içinde veya ev dışında çalışma hakkına sahiptir. Kadın, ev ihtiyaçlarını karşılama konusunda kocasına yardım edebilir. Kadın, ticaret ve borçlar hukuku alanında erkeklerin sahip olduğu hak ve yetkilere sahiptir.

“Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.”

Nisâ Suresi 32. Ayeti Meali

Üstte verilen ayette de görülüyor ki; kadınların çalışması yasaklanmamıştır. Bir başka ayet meali de şöyledir:

“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.” Nisâ Suresi 29. Ayeti Meali

Bu ayette de kadın erkek ayrımı yapılmamıştır. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:

“Sizden herhangi birinizin ipini alıp da dağdan sırtına bir bağ odun yüklenerek getirip satması, dilenmesinden daha hayırlıdır.” Buhârî, Büyû’ 5

Görülüyor ki; bu hadis-i şerifte kadın erkek ayrımı söz konusu değildir. Ancak erkek de kadın da çalışırken harama girmemelidir. Kadın çalışırken tesettürüne dikkat etmelidir. Kadının ciddiyeti hafife alınmamalıdır. İş yerinde başka insanlar da bulunmalı ve kadın erkek baş başa kalmamalıdır. Kadın ve erkeğin baş başa kalması zinaya yaklaşmadır, kötü hislerin uyanmasına vesiledir.


İslam, kadının özel mülk edinmesini yasaklamamıştır. Kadınlar da erkekler de özel mülk edinebilirler.

Seçme ve Seçilme Hakkı

İslam şeriatında kadınların seçme ve seçilme hakkı vardır.

Dünya’da ilk defa kadınların oy kullanması İslamiyet ile görülmüştür. Oy kullanmaktan kasıt devlet yöneticilerini seçmedir. İslam’da yer alan bey’at da devlet yöneticilerini seçme veya yöneticilere bağlılık bildirme anlamındadır. Dört Halife döneminde oy verme ile günümüz demokratik sistemlerde oy verme arasında uygulamada farklılıklar vardır.

Eski Yunan ve Roma medeniyetinde de, Orta Çağ Avrupasında da, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar da da kadınlar oy kullanmamışlardır.

Peygamber Efendimiz (Sav) döneminde özellikle dini hükümlere bağlılık ve Allah Resulüne itaat anlamı taşıyan biat, Dört Halife döneminde devlet başkanını seçme veya seçilmiş devlet başkanına bağlılık sunma anlamında kullanılmıştır. Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (Sav) kadınlardan da biat almıştır.

Kadınların yönetici olması meselesine gelince: Din İşleri Yüksek Kurulu’nun şu açıklamasını verelim:

“Bazı kaynaklarda kadının kamu görevi üstlenmesini sınırlandıran görüş ve hükümler yer almaktadır. Ancak bu görüş ve hükümler, nasların açık ifadelerinden kaynaklanmayıp, fakihlerin içinde bulundukları sosyokültürel ve ekonomik şartları göz önünde bulundurarak ulaştıkları sonuçlardır. Hz. Peygamber (asm) devrinden itibaren kadınlar, öğretmenlik, memurluk, doktorluk, hemşirelik, zabıta memurluğu gibi çeşitli özel ve kamu işlerinde çalışmışlardır. Nitekim Hz. Ömer, Medine pazarına Şifa b. Abdullah’ı denetim görevlisi olarak tayin etmiştir. Bu konuda, hemen bütün fakihler görüş birliği içindedirler. Bununla birlikte, hakimlik ve üst düzey yöneticilik yapmaları konusunda önemli görüş ayrılıkları bulunmaktadır. İslâm hukukçularının çoğunluğu kadından hakim olmayacağı kanaatindedirler. Ancak bu görüş, açık bir nassa dayanmayıp, toplumun gelenek ve telakkilerinden kaynaklanmaktadır.”

“Hanefiler ve İbn Hazm, kadınların şahitlik yapabildiği dava türlerinde hakimlik de yapabileceği görüşündedirler. Taberî ve Hasan-ı Basrî gibi İslâm bilginleri ise, kadınların hakim olmasına hiçbir dinî engelin bulunmadığını kabul etmişlerdir. Bunlar da göstermektedir ki, klasik dönem İslâm bilginleri, kendi devirlerindeki bilgi, kültür ve tecrübe birikimlerinden hareketle, kadınların hakim olmalarıyla ilgili kanaatlerini ortaya koymuşlardır. Klasik fıkıh kaynaklarında, kadınların üst düzey kamu yöneticisi olamayacaklarına dair görüşler yer almaktadır. Bunlar da, yine fakihlerin kendi devirlerindeki bilgi, kültür ve tecrübe birikiminden kaynaklanmaktadır.”

“Hakimlik ve yöneticilik, toplumda önemli bir kamu görevi olduğundan, İslâm hakim ve yönetici olarak görevlendirilecek kişilerin, bu görevleri hakkıyla yürütebilecek niteliklere sahip olmaları üzerinde durmuş, cins, yaş veya renklere göre bir ayırım yapmamıştır. Hz. Peygamber ve sahabe döneminde kadınlar, henüz haklarındaki olumsuz yargılar tamamen silinmemiş olduğu halde içtihat etmiş, hüküm ve fetva vermiş, bir nevi hakimlik ve yöneticilik yapmış, savaşlara katılmış, yönetimin kararlarını etkileyecek ölçüde siyasi faaliyetlerde bulunmuşlardır.”

“Ancak kadınların da sahip oldukları hak ve yetkilerin uygulamaya geçirilmesi ve kadınların sosyal hayatta aktif rol üstlenmeleri, tamamen sosyoekonomik ve kültürel şart ve ihtiyaçlarla ilgilidir. İslâm bu konuda temel hak ve ilkeleri belirtmekle yetinmiş, geri kalan kısmı Müslüman toplumların kendi gelişim seyrine terkedilmiştir. Aynı şekilde klasik kaynaklarda, devlet başkanı olmanın şartları arasında erkek olmak zikredilmekte,

“Yönetimini kadına teslim eden bir toplum iflah olmaz.” (Buhârî, Megazî, 82; Tirmizî, Fiten, 75)

hadisi delil getirilmekte ve bu görüşü desteklemek amacıyla, devlet başkanının ordunun başında sefere çıkması, cuma hutbesini okuması ve namazı kıldırması gerektiği ileri sürülmektedir. Her kamu görevinde olduğu gibi devlet başkanlığı için de liyakat şart olduğundan, devlet başkanlığına getirilecek kişinin cinsiyetine değil, bu göreve layık olup olmadığına bakılır. Diğer taraftan, devlet başkanının ordunun başında sefere çıkması, cuma hutbesini okuması ve namazını bizzat kıldırması gerekmez. Bunların, görevlendireceği kişiler tarafından yaptırılması mümkündür.”

“Yönetimlerini kadına teslim eden bir toplum iflah olmaz.” anlamındaki hadise gelince, Hz. Peygamber bu sözüyle, başkanı bir kadın olan Sâsânî Devletinin kısa süre sonra yıkılacağını haber vermektedir. Nitekim bu devlet, kısa bir süre sonra yıkılmıştır.”

“Diğer taraftan Kur’an-ı Kerim’de, Sebe’ Melikesi Belkıs’tan bahsedilirken herhangi bir olumsuz ifadeye yer verilmemiş olması, tarihte ve günümüzde başında kadın olduğu halde güçlü bir şekilde varlığını devam ettiren ülkelerin bulunması, Hz. Peygamber’in bu sözününün genel hüküm içermediğini göstermektedir. Bu bakımdan İslâm’da kadının, kamu görevi yapmasını yasaklayan açık, kesin ve bağlayıcı bir nas yoktur. Bu itibarla, gerekli fıtrî donanımı haiz, liyakatli kadınların devlet başkanlığı da dahil, her türlü yönetimde görev almasında dinî açıdan bir sakınca yoktur.”

Kanun Önünde Eşitçe Muamele Görme Hakkı

İslam’da Müslüman ile gayrimüslim mahkeme önünde eşit olarak yargılanır. Halife Hazreti Ali bir Yahudi ile mahkemeye çıkmıştır. Müslüman bir erkek ile Müslüman bir kadın elbette eşit olarak yargılanır.

Miras Hakkı

Kadın, tek erkek kardeşi ile mirasçı olduğunda erkek kardeşinin yarı hissesini alır. Bu durumun adaletsizlikle hiçbir ilgisi yoktur. Hatta bu durumun aksi olduğu zaman adaletsizlik olur.

Şeriattaki Miras Taksiminin Hikmetleri

Birincisi: Evi geçindirmekle yükümlü olan erkektir. Kadının, kendisinden başkalarını geçindirmezorunluluğu yoktur. Erkeğin bu sebeple mirastan daha fazla pay alması doğaldır.

Kadın, kendi mal varlığında, meşru dairede istediği gibi tasarruf edebilme hakkına sahiptir. Kadın zengin olsa bile ailenin harcamalarına katılmak zorunda değildir. Erkek ise karısını ve çocuklarını da geçindirmek zorundadır. Eğer erkeğe ve kadına eşit miktarda pay verilirse o zaman dengesizlik, adaletsizlik söz konusu olur.

İkincisi: Bekar olan kız kardeş babasından aldığı miras ile geçinemiyor ise erkek kardeşi ona bakmak mecburiyetindedir.

Üçüncüsü: Erkek kardeşinden daha az miktarda mirastan pay alan kadın evlendiğinde kocasından mehir alır. Bunun yanında kocasının aldığı miras payı da vardır. Kadın hem kendi ailesinden hem de kocasının ailesinden gelen miras payından yararlanabilir.

Dördüncüsü: Konunun psikolojik boyutu da vardır. Şeriata göre olan miras taksimi ile kardeşler arasındaki haset tehlikesi giderilir.

“Kardeşinden rekabetsiz, hasetsiz bir merhamet ve himaye görür. Kardeşi ona, hanedanımızın yarısını bozacak ve malımızın mühim bir kısmını ellerin eline verecek bir rakip nazarıyla bakmaz.”

Sözler (Risale-i Nur)

Beşincisi: Baba, malının yarısının kızına gitmesi ve kızının da evlenmesi ile malının yarısınınyabancı birine gitmesi düşüncesi sebebiyle kızına hiddet edebilirdi. Kur’an’ın getirdiği miras taksimi ise babanın kızına olan merhamet hissinin zayıflamasına da izin vermez. Daha bunlar gibi pek çok hikmetler sayılabilir. Görülüyor ki; Kur’an’ın getirdiği miras taksimi adalettir.

Boşanma Hakkı

Kadının boşanma hakkı vardır. Kadın şu şekillerde boşanma hakkını kullanabilir:

Birincisi: Koca, karısına boşama yetkisi verebilir. Buna “tefviz-i talâk” denir.

İkincisi: Evlilik sözleşmesi yapılırken kadın boşama hakkının kendisine de tanınmasını şart koşabilir.

Üçüncüsü: Kocanın cinsel iktidarsızlığı, akıl hastalığı, bulaşıcı hastalığı gibi durumlarda kadın, hâkime başvurabilir ve hâkim de karı kocayı ayırır.

Dördüncüsü: Kadın kocasına boşanma teklifi yapabilir. Kocası da rıza gösterirse boşanabilirler.

Beşincisi: Kadının mehir hakkı, iddet nafakası, meskeninin erkek tarafından karşılanması gibi hakları vardır. Eğer kadın bu haklarından vazgeçerse geçimsizlik gibi sebeplerle ayrılma isteğinde bulunabilir. Tarihte boşanmalar çoğunlukla bu şekilde olmuştur.

Doğrudan boşanma hakkı ise erkeğe verilmiştir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da pek çok hikmet mevcuttur. Kadınlara doğrudan boşama hakkı verilmemesinin bazı hikmetleri:

Birincisi: Eğer kadına da doğrudan boşama hakkı verilse idi boşanma meselesi daha çok gündeme gelebilirdi. Bu durum ise ailedeki huzurun bozulmasına yol açabilirdi ve eşler arasındaki sevginin azalmasına sebep olabilirdi. Amerika, Avrupa ve Türkiyedeki boşanma sayılarının ve boşanma oranlarının yüksekliğini görüp de İslamiyet’in boşanma hakkındaki hükümlerini eleştirenlere Amerika, Avrupa ve Türkiye’deki boşanma istatistikleri tokat gibi bir cevaptır.

İkincisi: Kadın, erkekten daha duygusal, daha hassastır. Annenin yavrusuna olan şefkat hissi çok keskindir. Kadın çoğunlukla erkekten daha uzun süreli aşk acısı çeker. Bu duygusallık meşru dairedeki ölçüsünü aştığında kötü davranışlar meydana gelir. Mesela bir anne, çocuğuna olan aşırı şefkatten dolayı namazı terk etse kendisine verilen bu şefkat hissini yanlış bir şekilde kullanmış olur. İşte kadının fıtratındaki duygusallık sebebiyle eğer kadına doğrudan boşanma hakkı verilse kadın boşanma meselesini sık sık gündeme getirebilir. Bu durum ise ailedeki huzuru bozar.

Üçüncüsü: Evin geçiminden sorumlu olan erkektir. Erkek, eşine ve çocuklarına bakmak zorundadır. Bir ülkede de devlet başkanı halkının idaresinden sorumludur. Devlet başkanının bulunduğu konum gereği ülke işleri konusunda karar verme yetkisi vardır. Cami imamının da namazda önce davranma yetkisi vardır. Cemaat imamdan önce hareket edemez. İşte aile geçiminde de erkeğe belli ayrıcalıklar verilmiştir. Doğrudan boşama hakkı da bu ayrıcalıklardan biridir. Ancak bu ayrıcalık her erkeğin manevi mertebe bakımından her kadından üstün olduğu anlamına gelmez. Erkeğe belirli ayrıcalıklar verildiği gibi kadınlara verilmeyen belirli mesuliyetler, yükler de verilmiştir.

Evleneceği Eşi Seçme ve Nikah Akdini Bizzat Yapma Hakkı

Hanefi mezhebine göre büluğ çağına gelmiş kız veya erkek, velisinin rızası olmasa bile evlenme ve nikah akdini bizzat yapma hakkına sahiptir.  Ancak Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerinin görüşüne göre velinin izni alınması gerekir. Yoksa nikah geçersiz olur.

Hanefi mezhebinin kurucusu olan Ebû Hanîfe’ye göre bulûğ çağına ulaşmış olan bir kızı hiçbir kimse zorla evlendiremez.

Peygamberimiz (Sav): “Açıkça izin alınmadan dul kadın, rızası anlaşılmadan bekâr kız evlendirilemez.” buyurmuş, “Onun rızası nasıl anlaşılır?” sorusuna da “sükûtu ile” cevabını vermiştir. (Buhârî, Nikâh, 40)

Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (Sav) zamanında Hidame’nin kızı Hansa: “Babam itibarını arttırmak için beni kardeşinin oğlu ile evlendirdi. Ben ise istemiyorum.” diyerek babasını şikayet eder. Peygamber Efendimiz de kızın babasını çağırtır ve evlenme yetkisini kıza verir. Bundan sonra ise Hz. Hansâ, Resulullaha şöyle der: “Yâ Resulallah! Ben babamın yaptığı bu nikâhı kabul ediyorum, ancak babaların, kızlarına evlilikte böyle yetkisinin olmadığını bildirmek istedim.” (Neseî, Nikâh: 36)

Cinsel Hakları

Koca, karısını tatmin etmelidir. Koca, gücü yettiği halde karısını tatmin etmezse kul hakkına girmiş olur. Peygamber Efendimiz (Sav) karısını tatmin etmeden işini bitirip inen erkekleri horoza benzetmiş ve sevişme, okşama olmadan cinsel ilişkiye girilmemesini tavsiye etmiştir. Evlendikten sonra bir yıl içerisinde hiç cinsel ilişki yapamayan erkekten kadının ayrılma hakkı vardır. Ayrıca kadın âdetli olduğu günlerde kocasından ayrı yatmak ister ise ayrı bir yatak istemek onun hakkıdır. Kocası kadın adet halinde veya lohusalı iken eşi ile cinsel ilişkiye giremez. Kadına zarar veren, ters ilişki olarak adlandırılan anüsten yaklaşma da caiz değildir. Kocanın bu şekilde ilişki istemeye hakkı yoktur.

Peygamber Efendimiz (Sav) şöyle buyurmuştur:

“Erkeğe veya kadına arka yoldan yaklaşan kimseye Allah, rahmet bakışıyla bakmaz.” Ebû Dâvûd, Nikâh, 45; Müsned, I, 86; II, 444; Tirmizî, Taharet, 102; Mişkâtü’l-Mesâbih, II, 184

Kocasından İyi Davranış Görme Hakkı

İnsanların en hayırlısı Peygamberimiz (Sav) şöyle buyurdu:

“Erkeğin en hayırlısı, kadına en iyi davranandır.” (Buhâri, nikâh 43; Müslim, fedâil 68)

Koca, karısını aşağılayamaz, ona hakaret edemez. Koca, karısına darılıp onu evinde yalnız bırakamaz. Koca karısıyla şakalaşmalı, onunla eğlenmeli ve onu eğlendirmelidir. Kadın haksız yere kocasına isyan etmedikçe kocası karısını sudan bahaneler uydurarak dövemez.
Kadının dövülmesi konusunda Kur’an tefsirlerine veya şu yazımıza bakılabilir: http://mektebisuffa.com/nisa-suresi-34-ayette-neden-kadinlarin-dovulmesinden-bahsediliyor 

Kocasını veya Başkasını Şikayet Etme Hakkı

Kocaları veya başkaları tarafından haksızlığa uğratılan kadınlar bu haksızlıkları ilgili kişilere şikayet edebilirler. Bu konuda Kur’an ayeti vardır.

“Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” Mücâdele Suresi 1. Ayeti Meali

Mesela koca, eve bakmaktan vazgeçer veya parası olduğu halde cimri davranarak harcama yapmaz ise kadın, kocasını şikayet edebilir.

Kocası Tarafından Ani Baskınlarla Rahatsız Edilmeme Hakkı

Bir koca, kıskançlığın meşru dairedeki ölçüsünü aşar ve gereksiz şüpheler sonucunda eve aniden girip karısını rahatsız ederse karısına haksızlık etmiş olur. Ayrıca şu nokta da vardır: Eşinden uzun zaman ayrı kalan bir koca, karısına haber vermeden gece ansızın eve giremez. Peygamber Efendimiz (Sav) eşinden uzun zaman ayrı kalan kocanın eşine haber vermeden ansızın gece vakti eve girmesini yasaklamıştır çünkü kadının kocasına karşı süslenme, koltuk altı ve etek traşı olma için zamanı olmalıdır. Ayrıca kocanın gece ansızın eve girmesi karısının ihanetinden şüphelendiği anlamına gelebilir.

Peygamber Efendimiz (Sav) şöyle buyurmuştur:

“(Uzaklardan) geceleyin geldiğinde hanımının yanına girme ki, bıçak kullanıp tıraş olsun, dağınıksa tarasın (gelişine hazırlansın).” Buhârî, nikâh 121,122; Müslim, rad⒠58, imâret 181,182; Dârimî, nikâh 32, cihâd 163; Müsned NI/298.

Süt Annesi Bulunan Çocuğunu Emzirmeme Hakkı

Bir anne, çocuğunu emzirmek istemez ise ve eğer çocuk başka kadının sütünü alır ise o zaman anne çocuğunu emzirmek zorunda kalmaz.

Hizmetçi Tutma Hakkı

Eğer kadın bakıma muhtaç ise veya kadının sosyal seviyesi benzer olan kadınların hizmetçisi bulunur ise o durumlarda kadın kocasından hizmetçi isteyebilir. Örfe göre kadınların yapması gereken, yapmaz ise ayıplanan ev işleri vardır. Kadın, yapmasa ayıplanmayacak ev işlerini yapmak zorunda değildir.

Kocasının Yakınlarının Bulunmadığı Bir Evde Oturma Hakkı

Kadın, kocasının yakınlarını evde istemez ise kocası onu müstakil, yani kocasından başka birinin girmediği, eve koca, kadın ve çocuklar dışındaki insanların sadece misafir olarak geldiği bir evde oturtmak zorundadır.

Haftada Bir Kez Anne Babasını Ziyaret Etme Hakkı

Kadın, aynı şehirde bulunan anne ve babasını, anne ve babası kafir olsa bile, haftada bir kez ziyaret etme hakkına sahiptir. Koca, karısının bu hakkını elinden alamaz.

İLİM - İRFAN

Ebubekir Sifil Hoca İslamoğlu’nu ele alıyor

Ebubekir Sifil Hoca İslamoğlu’nu ele alıyor ''İslamoğlu çok konuşuyor, çok yazıyor, çok şey söylüyor; ama dile getirdiği hakikatlerin hiç birisi yeni d...

Rukye tedavisi

Rukye tedavisi İnsan dünyaya gelişinden itibaren imtihan süreci işlemektedir. İnsanın dünya yaşamında karşılaştığı en büyük imtiha...

Hurma
İletişim: | VAHDET HABER © 2010-2016 Tüm Hakları Saklıdır. | Yöresel Pazarı