acve
vahdet

Esmâ-i Hüsnâ "El-Melik"

Esmâ-i Hüsnâ
Paylaş
2015-02-03 09:55:37
Türkçe’ye hükümdar olarak tercüme edilen Melik isimi, Kur’an’da nüzul sırasına göre ilk olarak Nâs süresinde “Meliki’n-Nâs (Bütün insanların hükümdarı)” şeklinde geçmektedir.

Türkçe Anlamı

Hükümdar Mülk ve saltanatı devamlı olan.


Arapça Anlamı

الملك : المتصرف فى ملكه كما يشاء،المستغنى بنفسه عما سواه


Diyanet Anlamı

Bütün varlıkları yöneten, dilediğini yapan, dilediği gibi hükmeden (KK, TR, İC, HK, NS, İH, BK)


Geniş Açıklama

Melik ve Mâlik isimlerinin lügat anlamları:

Meleke-yemlikü fiilinden türeyen sıfat-ı müşebbehe sıygasıdır. Bu sıyga devamlılık ve mübalağa ifade eder. Bu özelliğin Allah’ta devamlı ve her konuda var olduğunu bildirir. Türkçe’ye hükümdar olarak tercüme edilen Melik isimi, Kur’an’da nüzul sırasına göre ilk olarak Nâs süresinde “Meliki’n-Nâs (Bütün insanların hükümdarı)” şeklinde geçmektedir.

Tâhâ 114 ve Mü’minûn 116. ayetlerde “el-Melikü’l-Hakk (Gerçek Hükümdar)” şeklinde Allah tanıtılmaktadır. Haşr 23 ve Cuma 1. ayetlerde ise “el-Melik (Mutlak hükümdar)” şeklinde marife ve el-Kuddûs ismi ile beraber zikredilmektedir. Böylece hem Allah’tan başka gerçek melik olmadığı, hem de Allah’ın hükümdarlığının her türlü eksiklik, kusur ve ayıptan uzak olduğu vurgulanıyor.

Ayrıca sekiz yerde de Melik ismi Allah’tan başkaları için kullanılmaktadır. Melik ismi hem Hz. Yusuf dönemindeki hükümdar için hem de Hz. Yusuf için kullanılmıştır.142

Hz. Musa ile Hızır yolculuğu anlatılırken o dönemde yönetici olan kimse için de Melik tabiri kullanılmaktadır.143

Melik ismi iki kez de Tâlût için geçmektedir:

“Muhakkak ki Allah sizin için Tâlût’u hükümdar (melik) olarak göndermiştir.”144

Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v) de şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden birtakım kimselerin, denizlerde tahtlar üzerinde melikler olarak veya tahtlar üzerindeki melikler gibi yolculuk yapıp Allah yolunda savaşacakları bana gösterildi.”145

Bazı esmâ-i hüsnâ çalışmalarında el-Mâlik ismi de Allah’ın isimleri içerisinde sayılmaktadır. Mâlik ismi, Milk mastarından türetilmiş ism-i faildir. Eşya ve mallara hem sahip olmayı hem de onlar üzerinde yetki, yönetim ve tasarruf sahibi olmayı ifade eder. Kur’an’da “Malik’i yevmi’d-Dîn (Ceza ve hesap gününün hükümdarı)”146 ve “Mâlikü’l-Mülk (Otorite sahibi)”147 ifadeleri geçmektedir.

Fatiha süresindeki “Malik’i yevmi’d-Dîn” ifadesi başka bir kıraatte “ Meliki yevmi’d-Dîn” şeklinde okunmaktadır. Bu ayetin böyle iki şekilde okunmasını müfessirlerimiz şöyle yorumlamışlardır:

1-Bu iki okunuş şekli kıyametin önemini ve azametini ifade eder.

2-Kıyamet günü Allah’tan başka hiçbir kimsenin yetki ve otoritesinin olmayacağını belirtir.

kaynaklar:

142: Yusuf 43, 72.

143: Kehf 79.

144: Bakara 246, 247.

145: Buhâri, Cihad 3; Müslim, İmâre 160.

146: Fatiha 4.

147: Ali İmran 26.

3-Bütün insanlar Allah’ın her konudaki hükümranlığını müşahede edecekler.

4-Dünyaya ve insan hayatına hâkim olan kurallar ortadan kalkacak ve bütün hüküm ve mülkün Allah’a ait olduğu ortaya çıkacaktır.148

“Din günü henüz var edilmediği halde neden Allah kendisini din gününün hükümdarı olarak nitelemiştir?” şeklindeki bir soruya alimlerimiz şu şekilde cevap vermişlerdir:

1-Mâlik kelimesi ism-i fail kalıbındadır. Bu kalıp gelecek ifadeden fiil anlamında da kullanılır. Din gününe malik olacaktır demektir.

2-Malik kelimesi Kâdir anlamında da kullanılır. Yani O hem din gününü var etmeye kadirdir hem de o gün de mutasarrıftır.

3-Dünyada Allah’ın mülkünde yaşadığı halde Firavn ve Nemrut gibi Allah’a ortak koşarak meliklik iddiasında bulunanlar din gününde O’na boyun eğeceklerdir. Allah’ın Melikliğini kabul edeceklerdir.149 Bunu Kur’an şöyle ifade eder:

“O gün onlar meydana çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah’a gizli kalmaz. "Bugün hükümranlık kimindir?" denir. Hepsi: "Gücü her şeye yeten tek Allah’ındır" derler. Bugün herkese, kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Doğrusu Allah, hesabı çabuk görendir.” ( Mü’min 16-17)

Mülk kökünden türeyen “Mâlikü’l-mülk” ve “Melîk” isimleri de Allah için kullanılmaktadır.

“De ki: "Mülkün sahibi olan Allah’ım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın. Bütün iyilikler senin elindedir. Doğrusu Sen, her şeye Kadir’sin.” (Ali İmrân 26)

“Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.” (Kamer55)

Mübâlağa ifade eden ve mastar olarak kullanılan Melekût kelimesi Kur’an’da dört kez
Allah için geçmektedir.

“Yakinen bilenlerden olması için İbrahim’e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylece gösteriyorduk.” (En’âm 75)

“Göklerin ve yerin melekutunu, Allah’ın yarattığı her şeyi ve ecellerinin yaklaşmış olması ihtimalini düşünmüyorlar mı? Bundan sonra hangi söze inanacaklar?” (Araf 185)

"Biliyorsanız söyleyin her melekutu elinde olan, barındıran fakat himayeye muhtaç olmayan kimdir?" (Mü’minûn 88)

“Her şeyin melekutu elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah her türlü eksiklikten münezzehtir.” (Y asin 83)

Mülk kavramının anlamları

Allah’ın, mülk ile ilgili isimlerini daha iyi kavrayabilmek için mülk tabirinin ne
anlamlara geldiğini öğrenmemiz gerekir:

1-Hükümranlık. (Bakara 102)

148 Suat Yıldırım, a.g.e. s. 128.

149 Kurtûbî, a.g.e. c. 1, s. 376.

2-Yerin,göklerin ve ikisinin arasındakilerin hâkimiyet ve egemenliği. (Mâide 18)

3-Hükmetme yetkisi. ( Bakara 247)

4-Mutlak egemenlik. (Ali İmrân 26)

5-Mahşer sûru çalındığındaki hükümranlık.( En’am 73)

6-Diriltme ve öldürme yetkisi.( Tevbe 116)

7-Nüfûz ve iktidar özelliği. ( Yusuf 101)

8-Hakim. ( Nâs 2)

9-Komutan (Bakara 246)

10-Kral, yönetici.( Neml 34)

Melik isminin geçtiği ayetler:

Melik ismi Kur’an’da beş kez Allah’a nispet edilir. Şimdi bu ayetleri teker teker incelemeye çalışalım:

1-“İşte Kuran’ı, Arapça okunmak üzere indirdik, onda tehditleri türlü türlü açıkladık ki belki sakınırlar yahut onlara ibret verir. Gerçek hükümdar olan Allah
Yüce’dir.” (Tâhâ 113, 114)

Allah Kur’an’ı insanlar okuyup anlasınlar, içindeki her çeşit tehdidi ve uyarıyı kavrayıp sakınsınlar ve sorumluluk bilinci içinde yaşayıp öğüt alsınlar diye göndermiştir

Allah, Kur'an’da, azabın ve cezanın tablolarını, sahnelerini zengin bir biçimde sergilemiştir.. Belki bu yolla ilahi mesajı yalanlayanların gönlündeki alıcı duyuları harekete geçer veya ahiretteki acıklı durumlarını hatırlatıp bu kötülüklerden vazgeçerler.

Bu Kur’an Bâsıt ve alelâde bir makam tarafından indirilmiş bir kitap değildir. Tüm başların önünde eğildiği, zalimleri hüsrana uğratan, iyi işler yapan mü'minleri güvene kavuşturan, her şeyin asıl sahibi olan yücelerin yücesi, her şeyin üstündeki mutlak söz sahibi olan Allah’ın sözüdür. Yerin, göklerin ve ikisinin arasındakilerin hakimiyet ve egemenliği O’na aittir.

Gerçek Melik olan Allah, hem kullarını yaratır hem de onların hayatına Kur’an’daki yasalarla müdahale eder. Yaratıcı olarak Allah’ı tanıyıp da Kur’an’ı kabul etmeyenler Allah’a iman etmiş olmazlar. Kur’an’ın Allah’tan geldiğini kabul ettiği halde ona göre hayatını düzenlemeyenler de Allah’ı tanımıyor, O’nu Melik olarak kabullenmiyor demektir.

O halde Melik, hem insanları yaratan hem de onların hayatına ve yaşam tarzına müdahale eden demektir. Melik; helal ve haram koyan, hakk ve batılın sınırlarını çizen demektir.

2-“Sizi boş ve anlamsız bir oyun için yarattığımızı ve Bize dönmek zorunda olmadığınızı mı sanıyordunuz? Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. O’ndan başka ilah yoktur. O, yüce arşın Rabbidir.” (Mü’minûn 116)

Bizim gördüğümüz ve görmediğimiz varlıkların her birinin ve içinde yaşadığı âlemlerin yaratıcısı ve tek sahibi Allah’tır. Yaşadığımız evrenin ezeli ve ebedi hükümdarı da O’dur. Tüm yıldızlar, insanlar, hayvanlar ve bitkiler, göremediğimiz âlemlerde yaşayan cinler, şeytanlar ve melekler ve daha bilmediğimiz pek çok varlık Allah’ın hükümranlığı altındadır. Sayısız âlemin mülkünü elinde bulunduran ve buralarda hüküm süren olağanüstü düzenin hayat bulmasını sağlayan yalnızca âlemlerin Rabbi olan Allah’tır.

Sonsuz kudret sahibi bir yaratıcıya inandığını iddia eden bir insanın kendisini başıboş
görmesi mümkün değildir.

Allah’ın sizi yalnızca oyun ve eğlence için yarattığını ve yaratılışınızın gerisinde hiçbir amaç bulunmadığını mı sanıyordunuz? Bu sanıyla, keyfinizce yiyip içiyor, neşeleniyor ve gülüp oynuyordunuz ha? Sizin yaratılmanıza karar veren sonra da sizi erkek veya kadın olarak var eden Allah sizi başıboş bırakmamıştır. Sizi çeşitli şekillerde deneyecek sonra da yapıp ettiklerinizden dolayı sizi sorgulayacaktır.

O halde Melik; insanları belli bir hedef için yaratan, onları başıboş bırakmayan ve neticede onları yaptıklarından dolayı sorgulayacak olan mutlak hüküm ve egemenlik sahibidir.

3-“O, kendisinden başka ilah olmayan, hükümran, çok kutsal; esenlik veren, güvenlik veren, görüp gözeten, güçlü, buyruğunu her şeye geçiren, ulu olan, Allah’tır. Allah onların koştukları eşlerden (ortaklardan) münezzehtir. (Haşr 23)

Allah hem gerçek ilahtır hem de meliktir. Hem ibadete ve kulluğa layık olandır, hem de yaratıkları üzerinde emir ve hüküm sahibidir. Allah, yarattıklarından dolayı hem hayret edilen, hayranlık duyulan gerçek ilahtır, hem de her türlü hükümranlığın, saltanatın, tasarruf ve idarenin elinde bulunduğu mutlak meliktir. Hem kendisine yönelinip sevgi beslenen, hem de her türlü eksiklik ve kusurdan uzak hükümrandır. O hem duyu organlarıyla algılanmaktan münezzeh, hem de hikmetli yasalarıyla âlemlere egemendir.

O halde bu ayete göre Melik; hem gerçek mâbud, akılların sıfatları konusunda hayrete düştüğü, hayranlık beslenen, sevgi ve bağlılık gösterilen, zatı his ve duyu organlarıyla idrak edilemeyendir, hem de bütün kâinatta, dünya ve ahirette tasarruf ve saltanat sahibidir. Bütün bu özellikleri taşıyan Allah her türlü zaaf ve ayıptan uzaktır.

4-Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar, hükümran (Melik), çok kutsal (Kuddus), güçlü (Aziz) ve Hakim olan Allah’ı tesbih ederler.” (Cuma 1)

Bu ayet, varlık dünyasında bulunan her şeyin sürekli olarak Allah'ı tesbih ettiği gerçeğini ifade etmektedir. Ve yüce Allah, Cuma suresinin konusu ile derin ilgisi bulunan bir sıfatı ile nitelenmektedir. Bu, adı Cuma suresi olan ve cuma namazının kendisiyle öğretildiği bir suredir. Cuma namazı zamanında müminlerin kendilerini Allah'ı anmaya adamaları, eğlence ve ticareti bırakmaları, her türlü uğraşıdan daha iyi kazançları olan Allah katındaki mükâfatı elde etmeye teşvik eden bir suredir. Bu nedenle Allah'ın "Melik" sıfatı söz konusu edilmektedir. Siz Allah’ı zikretseniz de zikretmeseniz de Allah Meliktir. Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar, Allah’ı devamlı tesbih ederler ve yüceltirler. Allah’ı anmak, kâr elde etme amacıyla peşinde koştuğunuz ticaret mallarından, oyun ve eğlenceden daha hayırlıdır. Cuma namazında Allah’ın Rasülu hutbe okurken onu ayakta terk edip ticâri kar, oyun ve eğlence peşinde koşmanız size yakışmaz. Sonuçta göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Bütün mülkler O’nundur. Dünya hayatının ve ahiretin Meliki O’dur. Bütün bu yaptıklarınızdan sorumlu tutulacaksınız.

Ayrıca Allah'ın "Kuddûs" sıfatına da değinilmektedir. Yani göklerde ve yerde bulunan her şeyin takdis ve tenzih ile kendisine yöneldiği yüce yaratıcı... Yeryüzü meliklerine benzemez. Her türlü beşerî eksiklik ve kusurdan uzaktır. Mülk ve otoritesinde hiçbir kimseye muhtaç değildir.

"Aziz" sıfatına da Yahudilerin kendisine çağrıldığı meydan okuyuşla ilgili olarak değinilmektedir. Ayrıca Aziz ismine, tüm insanların değişmez kaderi olan ölüm, Allah'a dönüş ve hesaba çekilme dolayısıyla yer verilmektedir.

Bu ayette, Allah'ın "Hakim" sıfatına da yer verilmektedir. Bu da yüce Allah'ın ümmi olan Arapları seçerek onların içinden bir peygamber göndermesi, bu peygamberin onlara Allah'ın ayetlerini okuyup gönüllerini arındırması, kendilerine kitabı ve hikmeti öğretmesiyle ilgilidir. Bu isimlerin hepsi girişleri ve bağları ince ve güzel olan çağrışımlardır.150 Bu ayetten öğrendiğimize göre:

Melik; istediği topluma istediği kişiyi peygamber olarak gönderen ve bundan dolayı da
asla sorgulanmayandır.

Melik; göklerde ve yerde olan her şeyin kendisini tesbih ettiği kimsedir.

Melik; örnek ümmet olma emanetini dilediği topluma veren ve dilediğinden de alandır.

Melik; her türlü yardımcıdan beri olan ve yaratıkların sahip oldukları nitelemelerden uzak olandır.

Melik; kendisine ve elçisine saygı duyan kullarını dünya ve ahiret hayatında mükâfatlandıran, saygısızlık yapanlara da ceza verendir.

5-“De ki: Sığınırım insanların Rabbine, insanların Melikine, insanların İlâhına.” (Nâs 1,2,3)

Kur’an’ın tamamı bize kötülük ve şerlerden nasıl korunacağımızı, nasıl afiyet içinde mutlu bir hayat yaşayacağımızı öğretir. Kitabımızın “Müavvizeteyn” diye adlandırılan Felak ve Nâs sürelerinde ise bizim bilemeyeceğimiz ve sakınamayacağımız düşmanlardan nasıl korunmamız gerektiği işlenmektedir. Yukarıdaki ayetlerde Allah, lütuf ve rahmetiyle Rasulünü ve biz kullarını kendisine sığınmaya ve koruması altına girmeye çağırıyor. Rabb, Melik ve İlâh olan Allah’tan bir yardım olmadan sinsi şer odaklarından kurtulma imkânının olmadığını belirtiyor.

Allah’ın, Rabb, Melik ve İlâh isimlerini anlamları ile öğrenip bu isimleri özellikleri ile kavramadan O’na sığınılmaz. Allah, ancak kendisini hakkıyla tanıyanları korur. Allah’tan başkalarından korunma ve sığınma isteyenler hem dünya hayatında hem de ahirette hüsrana uğrarlar. Allah’ın emân ve zimmetinden uzak olurlar.

“Zulümde ısrar eden zalimlere meyledip onlara destek olmayın. Aksi halde ateş size dokunur. Gerçekte sizin Allah’tan başka herhangi bir dost ve koruyucunuz yoktur. Sonra size yardım da edilmez.” ( Hûd 113 )

Bu ayetler ışığında Melik ismini şöyle tanımlayabiliriz:

150 Seyyid Kutub, Fizilâl, Cuma süresinin tefsiri.

Melik; ancak kendisine sığınılan ve kendisinden yardım istenendir.

Buraya kadar incelediğimiz Kur’an ayetlerinden Allah’ın dünya hayatında gerçek Melik olduğunu öğrendik. Aşağıdaki ayetler ise Allah’ın ahiret hayatında da Melik olduğunu belirtmektedir:

“Gökleri ve yeri gerçekle yaratan O’dur ki "Ol" dediği gün (an) hemen olur; sözü gerçektir. Sura üfleneceği gün hükümranlık O’nundur. Görülmeyeni de görüleni de bilir. O
Hakim’dir, her şeyden haberdardır.” ( En’am 73)

Allah hem kıyametin başlamasında, hem de kıyamette olacak olaylar konusunda Melik’tir.

“O gün gerçek hükümdarlık Rahman’ındır. İnkârcılar için yaman bir gündür.” (Furkan 26)

“O gün onlar meydana çıkarlar, onların hiçbir şeyi Allah’a gizli kalmaz. "Bugün hükümranlık kimindir?" denir. Hepsi: "Gücü her şeye yeten (Kahhar) ve tek olan (Vahid) Allah’ındır" derler. Bugün herkese, kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Doğrusu Allah, hesabı çabuk görendir.” (Mü’min 16-17)

Dünya hayatında Allah’ın hükümranlığını kabul etmeyenler ahirette O’nu Kahhar ve tek Melik olarak kabul edeceklerdir. Dünyada Allah’tan başka ilahlar, mabutlar ve şefaatçiler kabul edenler, o gün gerçeği kavrayacaklar. Büyük kurtarıcı diye tanıdıkları kimseler kendilerini yalnız bırakacaklardır. Müstekbirler ve bunlara itaat edenler birbirlerine lanet edecekler. Aralarındaki bütün ilişkiler sona erecek ve birbirlerinden kaçıp uzaklaşmaya çalışacaklardır.

“İnsanlar arasında, Allah’ı bırakıp O’na koştukları eşleri tanrı olarak benimseyenler ve onları, Allah’ı severcesine sevenler vardır. Müminlerin Allah’ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir. Zalimler azabı gördükleri zaman, bütün kuvvetin Allah’a ait bulunacağını ve Allah’ın azabının şiddetli olduğunu keşke bilselerdi! 

Nitekim kendilerine uyulanlar, azabı görünce uyanlardan uzaklaşacaklar ve aralarındaki bağlar kopacaktır. Uyanlar: "Keşke bizim için dünyaya bir dönüş olsa da, bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak" derler. Böylece Allah onlara, hasretini çekecekleri işlerini gösterir. Onlar cehennemden çıkmayacaklardır.” ( Bakara 165-167)

Melik kelimesinin çoğulu olan Mulûk kelimesi, Kur’an’da bir yerde İsrailoğullarına gönderilen komutanlar için, bir yerde de yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkaran yöneticiler için kullanılmaktadır.

“Musa, milletine: "Ey milletim! Allah’ın size olan nimetini anın. İçinizden peygamberler çıkarmış ve sizi hükümdar yapmıştır, dünyada kimseye vermediğini size vermiştir" (Mâide 20)

“Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, şerefli kimselerini aşağılık yaparlar.” (Neml 34)

Melik isminin istılâhî anlamları

Mülk kavramını içerdiği anlamları ve Melik isminin Allah için kullanıldığı ayetleri Kur’an’dan öğrendikten sonra Melik isminin anlamlarını şöyle sıralayabiliriz:

Melik; yerin, göklerin ve ikisinin arasındakilerin hâkimiyet, egemenlik ve hükümranlığını elinde bulundurandır.

Melik; zatında, sıfatlarında ve fiillerinde hiçbir varlığa muhtaç olmayan, fakat her varlığın kendisine muhtaç olduğu kimsedir.

Melik; yoktan var ettiği her şey hakkında dilediği şekilde tasarrufta bulunan zâttır.

Melik; saltanatının şerefi yerde, göklerde, insan ve diğer canlılarda görülendir.

Melik; hem insanları yaratan hem de onların hayatına ve yaşam tarzına müdahale eden demektir.

Melik; helal ve haram koyan, hakk ve batılın sınırlarını çizen, hidayet ve dalâletin ölçülerini belirleyen demektir.

Melik; insanları belli bir hedef için yaratan, onları başıboş bırakmayan ve neticede onları yaptıklarından dolayı sorgulayacak olan mutlak hüküm ve egemenlik sahibidir.

Melik; hem gerçek mabud, akılların sıfatları konusunda hayrete düştüğü, hayranlık beslenen, sevgi ve bağlılık gösterilen, zatı his ve duyu organlarıyla idrak edilemeyendir, hem de bütün kâinatta, dünya ve ahirette tasarruf ve saltanat sahibidir. Bütün bu özellikleri taşıyan Allah her türlü zaaf ve ayıptan uzaktır.

Melik; ancak kendisine sığınılan ve kendisinden yardım istenendir.

Melik; istediği topluma istediği kişiyi peygamber olarak gönderen ve bundan dolayı da asla sorgulanmayandır.

Melik; göklerde ve yerde var olan her canlı ve cansız varlığın kendisini tesbih ettiği kimsedir.

Melik; örnek ve lider ümmet olma emanetini dilediği topluma veren ve dilediğinden de alandır.

Melik; her türlü eş, çocuk, ortak ve yardımcıdan berî olan ve yaratıkların sahip oldukları nitelemelerden uzak olandır.

Melik; kendisine ve elçisine saygı duyan, zikrini her şeyin üstünde gören kullarını dünya ve ahiret hayatında mükâfatlandıran, saygısızlık yapanlara da ceza verendir.

Melik; hem canlıları diriltme hem de öldürme özelliğine sahip olandır.

Melik; hem kıyametin başlamasında, hem de kıyamette olacak olaylar konusunda tek söz ve yetki sahibidir.

Melik; hükümranlığı kıyamete kadar devam edecek olandır.

Rasulullah (s.a.v) “..O her an bir iştedir.” (Rahman 29) ayetini okudu ve şöyle buyurdu:

“Bir günahı bağışlamak, bir sıkıntıyı gidermek, toplumların bir kısmını yüceltip bir kısmını ise alçaltmak Allah’ın işlerindendir.”151

Allah geçmişte kimlere mülk vermiştir?

1- Allah, Hz. Süleyman’a mülk ve saltanat vermiştir:

“Şeytanların Süleyman’ın hükümdarlığı (mülkü) hakkında söylediklerine uydular. Oysa Süleyman kafir değildi.” ( Bakara 102)

2- Allah, Hz. Davud’a da mülk ve saltanat vermiştir:

“Davud Calut’u öldürdü, Allah Davud’a hükümranlık ve hikmet verdi ve ona dilediğinden öğretti. Allah’ın insanları birbiriyle savması olmasaydı yeryüzünün düzeni bozulurdu. Fakat Allah alemlere lütufkardır.” (Bakara 251)

3- Allah, Talut’a da komutanlık mülkü verdi:

“Peygamberleri onlara "Allah size şüphesiz, Talut’u hükümdar (melik) olarak gönderdi" dedi. "Biz hükümdarlığa ondan layık iken ve ona malca da bir bolluk verilmemişken bize hükümdar olmaya o nasıl layık olabilir?" dediler, "Doğrusu Allah size onu seçti, bilgice ve vücutça gücünü artırdı" dedi. Allah mülkü dilediğine verir. Allah her şeyi rahmetiyle kaplar ve bilir. (Bakara 247)

4- Allah, Hz.İbrahim’e ve ailesine de mülk vermiştir:

“Oysa İbrahim ailesine kitap ve hikmet verdik, onlara büyük hükümranlık bahşettik.” (Nisâ 54 )

5- Allah, Hz.Yusufa da mülk vermişti:

"Rabbim! Bana hükümranlık verdin, rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratanı! Dünya ve ahirette işlerimi yoluna koyan sensin; benim canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere kat." ( Yusuf 101)

6- Allah, Firavun ve hanedânına da otorite yetkisi vermişti:

“Firavun hanedanından olup imanını gizleyen mü’min bir zat: "Ey milletim! Bugün memlekette hükümranlık sizindir, galip olanlar sizsiniz. Ama Allah’ın baskını bize çatınca O’na karşı bize kim yardım eder?" dedi. Firavun da: "Ben size kendi görüşümden başkasını söylemiyorum. Ben size ancak doğru yolu gösteriyorum" dedi. ( Mü’min 29)

f-Allah kimlere mülk verir?

1-Allah, dilediği kimselere mülkünü verir.

2-Allah, dileyen kimselere mülkünü verir.

“Allah mülkü dilediğine verir. Allah her şeyi rahmetiyle kaplar ve bilir.” (Bakara 247)

Ayette geçen “Men yeşâu” ifadesi hem Allah’ın dilediği kimselere hem de insanlardan isteyen kimselere mülkünü vereceğini belirtir. Allah çalışıp çabalayan ve arzulayan insanlara  151 İbni Mace 202. İbni Hibban1763.

saltanat nasip eder. Miskince yatarak dua edenlere Allah mülkünü vermez. Allah her şeyi ilmi ile kuşatmıştır. Hangi ferdin, ailenin ve toplumun nimete layık olduğunu bilir. Mülk ve saltanatı her isteyene vermez. Çalışan ve mülk için gayret edenlere Allah hükümranlık verir. Hangi inanç ve düşünceye sahip olursa olsun çalışan ve inancının bedelini vaktiyle, malıyla ve canıyla ödeyen kimselere hakimiyet verir. Ama zalimlerin saltanatı ilelebet devam etmez. Zulüm asla pâyidâr olmaz. Müslüman da olsa zalimlerin hâkimiyeti ebedi değildir. Mülk kelimesini; peygamberlik, rızık ve bazı yetenekler olarak anlarsak Allah bu nimetleri dilediği kimselere verir.

Melik isminin bize yüklediği görev ve sorumluluklar: 

1-Bazı komutan ve yöneticileri Melik ismi ile isimlendirebiliriz. Ama göklerin, yerin ve arasındakilerin sahibi ve hâkimi anlamında hiçbir kimseye Melik ismi verilemez. Bu konuda Rasulüllah (s.a.v) şöyle buyurur:

“Allah kıyamet gününde yeryüzünü avucuna alır, semayı da sağında dürüp katlar. Sonra da: “Ben Melik’im! Yeryüzünün hükümdarları nerede?” der.”152

Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Alllah kıyamet gökleri dürer ve sağ eline alarak şöyle buyurur: “Ben Melik’im! Cebbarlar (zorbalar) nerede? Ben Melik’im! Mütekebbirler (büyüklenenler) nerede?” Sonra yeryüzünü dürerek sol eline alır ve şöyle buyurur: “Ben Melik’im! Cebbarlar (zorbalar) nerede? Ben Melik’im! Mütekebbirler (büyüklenenler) nerede?”153

“Melikü’l-Emlâk (Hükümdarlar hükümdarı)” ismini insanlara vermek doğru değildir. Peygamber (s.a.v) bu konuda şöyle buyurur:

“Allah katında isimlerin en hakir, aşağılık ve zelil olanı, kendisine “Melikü’l-Emlak” adını veren kişidir.”154

Bir başka rivayette de şöyle geçmektedir:

“Kıyamet gününde Allah’ın en çok gazap edeceği, en adi ve hakir göreceği kişi dünyada iken “Meliku’l-Emlak” diye adlandırılan kimsedir. Hâlbuki Allah’tan başka melik yoktur.”155

“Melikü Yevmi’d-Dîn (Din ve ceza gününün tek sahibi)” ve “Malikü’l-Mülk (Mülkün tek sahibi)” isimleri de Allah’tan başkasına isim ve unvan olarak verilmez.156

2-Peygamber ( s.a.v) ailesinden henüz konuşmaya başlayan çocuklara şu ayeti anlamıyla öğretirdi.157

“O (Allah) ki, göklerin ve yerin egemenliği O’na aittir; O herhangi bir çocuk edinmemiştir; egemenliğinde herhangi bir ortağı yoktur; çünkü her şeyi yaratan ve her şeyi belli bir yasalar örgüsüne göre düzene koyan O’dur.” ( Furkan 2)

Rasulullah (s.a.v) Abdulmuttaliboğullarından her çocuk konuşmaya başlar başlamaz

Kaynaklar:

152: Buhari, Rikak 44; Müslim, Sıfatü’l -Münafıkıyn 23. İbni Mâce, Mukaddime, c, 1, Had. No: 192.

153: Müslim 2788.

154: Buhari, Edeb 114; Müslim, Âdâb 20.

155: Müslim, Âdâb 21.

156: Kurtubî,a.g.e. c. 1, s..376.

157: Musannef/İbni Ebi Şeybe 7/849. Mevdûdî, Tefhim, c.3, s. 572.

İsra suresinin 111. ayetini öğretirdi.158

"Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, aczinden dolayı bir dosta ihtiyaç duymayan Allah’a hamdolsun de ve gerektiği şekilde onu büyükle." (İsra 111)

Bu ayetler, tevhit inancını en kapsamlı bir şekilde işleyen ayetlerdir. Allah, bu ayetlerde kendini özlü bir şekilde tanıtmaktadır. Bu ayetlerde hem Allah’ın sahip olduğu özellikler belirtiliyor, hem de O’na yakışmayan vasıflar ifade ediliyor. Kısaca Allah’ın ne olduğu ve ne olmadığı açıklanıyor. Göklerin ve yerin mülkünün O’na ait olduğu gerçeği öncelikle gündeme getiriliyor. Göklerde ve yerde gerçek egemenliğin, saltanatın ve hükümranlığın Allah’a ait olduğunu çocuklarımıza öğretmeliyiz. Çocuklarımıza Allah’ı Kur’an ayetleriyle tanıtmalıyız.

Kendimize göre birtakım yöntem ve metotlarla Allah’ı tanıtmamalıyız. Allah kendisini en güzel bir şekilde Kur’an’da tanıtmıştır.

Allah’ı sadece yaratıp takdir eden olarak tanıtmamalıyız. O’nun aynı zamanda emretme ve yasaklama yetkisine sahip olduğunu da öğretmeliyiz. Yerin ve göklerin otorite ve egemenliğinin Allah’a ait olduğunu Kur’an’la tanıtmalıyız. Sloganik söylemler den kaçınmalıyız.

Mutlak egemenlik, otorite ve hakimiyette O’nun hiçbir ortağının olmadığını, hayat programı
belirleme, hayata karışma, emretme ve yasaklama yetkisinin ancak Allah’a ait olduğunu
anlatmalıyız.

Allah’ın, insan hayatının bütün bölümlerine müdahale etme yetkisinin olduğunu sık sık gündeme getirmeliyiz. O’nun hükümranlığı sadece camilerde ve Ramazan ayında geçerli değildir.

O, insan hayatının her bölüm ve birimi için kurallar koymuş ve bunlara uyulmasını istemiştir. 

Bireysel, toplumsal, ekonomik ve siyasal alanlar Allah’ın kurallarına göre düzenlenince Allah, Melik olarak kabul edilmiş olur. Allah’a hayatın sadece belirli kısımlarında söz hakkı tanımak Ku’an’ın bir bölümünü kabul edip diğer bölümünü kabul etmemek demektir. Bu ise tevhid inancına uygun düşmez.

“Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Ahiret gününde de azabın en şiddetlisine onlar uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir. Onlar ahiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir, bu yüzden azapları hafifletilmez, onlar yardım da görmezler.”( Bakara 85, 86 )

3-Şeytan, Hz. Adem ve Havva’yı asla yok olmayacak bir mülk ve saltanat ile aldatmıştı.

“Şeytan ona sinsice fısıldayarak: “Ey Adem ! Sana ebedilik ağacını ve hiç yok olmayacak bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi? dedi.” ( Tâhâ 120)

Şeytan Hz. Âdem’in gönlündeki en hassas noktaya dokunmuştu. İnsanın ömrü sınırlıydı. İnsanın gücü sınırlıydı. Bu nedenle insan uzun hayatı, kayıtsız bir hâkimiyeti elde etmek istiyordu. İşte şeytan bu iki gedikten ona yanaşıyordu. Hz. Âdem, insanın fıtratını ve insanın zaaflarını üzerinde taşıyan bir yaratıktı. Bu nedenle verdiği sözünü unuttu. Ve yasağı çiğnedi.159

Sinsi ve dönek şeytanların insan ve cin türleri günümüzde de mevcuttur. Kıyamete kadar insanları mülk ve saltanatla aldatmaya devam edeceklerdir. Günümüz çağdaş şeytanları da insanın fıtratında mevcut olan temayülleri ve hisleri çok iyi biliyorlar. İnsanda mevcut olan ebedi yaşama ve saltanat sahibi olma duygusunu devamlı galeyana getirmeye gayret ediyorlar. Bunun 

Kaynaklar:

158: Suyuti/ed-Durru’l-Mensur 5/353.

159: Seyyid Kutub, Fi Zilâl, Tâhâ 120. ayetin tefsiri.

için her türlü yöntem ve taktiği kullanıyorlar. İnsanlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından yaklaşıyorlar.

“Şeytan Allah’a: "Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, arkalarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım. Onların çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.” (A’raf 17)

Önden ve açıktan yaklaşarak ölümü ve kıyameti unutturup mal ve makam hırsını körüklerler. Arkadan gizlice yaklaşarak ya geçmişlerini unuttururlar ya da geçmişte yaptıkları bazı iyiliklerle avuturlar. Sağlarından yani birtakım kutsal değerlerle yaklaşarak insanları mal ve mevkinin kulu kölesi yaparlar. Zengin olmanın ve mevki sahibi olmanın önemini ve gerekliliği üzerinde durarak, kulluk ve infak görevinden uzaklaştırmaya çalışırlar. Sollarından yaklaşıp mal ve mevki sahibi olan insanları örnek gösterirler. İnsanları aşağılık kompleksine iterler.

Neticede insanlar “Mülk Allah’ındır. Dünya fani. Ölüm haktır. Hepimiz öleceğiz” gibi sözler söylerler, ama malın ve mülkün kölesi olurlar. Allah’a kulluk için değil dünya hayatının geçici zevklerini elde etmek için yaşar hale gelirler. Allah’ın mülkünde Allah’ın istediği şekilde yaşamazlar. O’nun mülkünde O’na isyan edip azgınlık yaparlar. Allah’ın verdiği nimetleri O’nun istediği şekilde harcayıp kullanmazlar.

Şeytanı dost edinen bu insanlar öleceklerini ve hesaba çekileceklerini dillerinden hiç düşürmezler; ama ölüm ve hesap için hazırlık yapmazlar. “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalış.” gibi bazı sözleri hadis diyerek düstur edinirler. Hâlbuki hadis diye meşhur olan bu sözün aslı şu şekildedir:

“Şüphesiz bu din sağlamdır. Sen bu dinde yumuşak davranarak (rıfk) derinleş. Rabbine ibadeti nefsine nefret ettirme. Zira acele eden ne yol alabilir ne de binecek bir binek bırakır. Hiç ölmeyeceğini bilen bir kimsenin çalışması gibi amel et. Yarın öleceğinden korkan birinin sakınması gibi günahlardan sakın.”160

Dünya hayatının ve nimetlerinin geçiciliği ile ilgili Hz.Peygamber (s.a.v)’den birçok hadis rivayet edilmektedir:

“Kim dünyasını severse ahiretine zarar verir. Kim de ahiretini severse dünyasına zarar verir. Siz fani olan dünya nimetlerine karşılık ahiret hayatını tercin edip, üstün tutun.”161

“Obur hayvanların yemek çanaklarına üşüştükleri gibi ümmetlerin de sizin üzerinize üşüşmeleri yakındır.” Ashab: “Ey Allah’ın Rasulü! Bu durum o gün azlığımızdan dolayı mı olacak? diye sorunca Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Bilakis o gün sizin sayınız çok olacaktır. Fakat selin üzerindeki çer çöp gibi ağınık ve zayıf olacaksınız. Allah sizin korkunuzu düşmanlarınızın kalbinden çıkaracak ve kalplerinize Vehn hastalığı atacaktır.”

Bir adam: “Vehn hastalığı nedir ey Allah’ın Rasulü?” diye sordu. Rasulüllah (s.a.v) da: “Dünyayı sevmek ve ölümden hoşlanmamaktır.” buyurdu” 162

Kaynaklar

160: Beyhakî, 3/ 18- 19.

161: Ahmed, Müsned 6/ 71.

“Vallahi bundan sonra size fakirlik ve yoksulluk geleceğinden hiç korkmam. Fakat sizin için korktuğum tek şey; sizden önce gelip geçen ümmetlerin önüne dünya nimetlerinin yayıldığı gibi, sizin önünüze de yayılması ve onların birbirlerini haset ettikleri ve nefsaniyet güttükleri gibi sizin de birbirinize düşmeniz, onların helak oldukları gibi sizin de mahvolup gitmenizdir.”163

Hz. Ali (r.a)’ın şu sözü konuyu ne güzel ifade ediyor:

“Müslümanlar! Dünya, arkasını çevirerek rüzgar gibi uzaklaşmakta, ahiret de onu karşılayarak aynı süratte yaklaşmaktadır. Her iki alemin de insanlar arasında çocukları, kendisine emel bağlayanları vardır. Siz ahiretin fazilet çocukları olun, dünyaya kul köle olmayın. Bugün amel günüdür, hesap yok. Fakat yarın hesap günüdür, amel yok.” 164

Kur’an’da 115 kez geçen dünya ve ahiret kelimeleri arasındaki ölçüyü şu ayet ne güzel belirlemektedir.

“Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı er kişilerdir. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. Çünkü o günde Allah, onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracak ve lutfundan onlara fazlasıyla verecektir. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır.” (Nûr 37-38)

Müslümanın izzet ve şerefi mal ve mülk sahibi olmasında değildir. İzzet ve şeref, ekonomik ve siyasi kaygılardan dolayı Allah’la ve kitabı Kur’an’la beraberliği devam ettirmek, bir de Allah’ın bize emanet olarak verdiği nimetleri O’nun yolunda harcamaktır.

“..Asıl şeref Allah’a, O’nun elçisine ve mü’minlere aittir. Ama münafıklar bunun farkında değillerdir.”

Ey İman edenler! Malınızın mülkünüzün ve çocuklarınızın sizi Allah’ı anmaktan (Kur’an) alıkoymasına izin vermeyin. Çünkü kim böyle davranırsa ziyana uğrayanlardan
olur.

Birinize ölüm yaklaştığı ve: “Ey Rabbim! Bana mühlet tanı da karşılıksız yardımda bulunup iyiler arasına gireyim” diye yalvaracağı zaman gelmeden önce size rızık olarak verdiklerimizden harcayın.” (Münafıkûn 8-10)

Allah böyle onurlu ve şerefli Müslümanlara dünya hayatında izzet, şeref, yardım ve zafer verecektir. Ahirette ise büyük saltanatlar ikram edecektir.

“Ve nereye baksan orada her türlü nimet ve büyük saltanat görürsün.” (İnsan 20)

“Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve Resûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şeyler de var: Allah’tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri bunlarla müjdele.” (Saff 10-13)

Kaynaklar:

162: Ahmed, Müsned 2/ 359, 5/ 278. Ebû Dâvût, Melâhim, 5.

163: Tecrid-i Sarih Tercümesi, 8/ 454.

164: Tecrid-i Sarih Tercümesi, 12/ 362.

5- Yeryüzünde bozgunculuk yapan, fesat çıkaran meliklerin kul ve kölesi olmamalıyız.

“Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, şerefli kimselerini aşağılık yaparlar.” ( Neml, 34)

Allah’a ve Rasulüne itaat etmeyen, insanların inançlarına uygun bir şekilde yaşamalarına karşı çıkan azgınlarla itaat etmemeliyiz. Yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarıp, nesli, ürünleri ve kültürü yok edenlere asla boyun eğmemeliyiz. Kâfirlere karşı merhametli, mü’minlere karşı da zorba ve zalim olanlarla hiçbir zaman gönül bağımız olmamalıdır. Her türlü zalim ve zulümden nefret etmeliyiz. Hem namaz kılıp hem de Allah düşmanı zalimleri alkışlayanlar sırat-ı mustakimden ayrılmış, Allah’a savaş açmışlardır.

Zalimin kimliğine bakmadan karşı çıkan, mazlumun da kim olduğuna bakmadan destekçisi olan Allah Rasulü (s.a.v) bu konuda şöyle buyurur:

“Her kim, bir kimsenin zalim olduğunu bildiği halde, ona yardım etmek için onunla birlikte yürürse kesinlikle İslam halkası onun boynundan çıkarılır.” 165

“Ümmetimin zalime karşı “Sen zalimsin” demekten çekindiklerini görürseniz onların varlıklarıyla yoklukları birdir demektir. Onların kurtuluşlarını ümit etmeyin.” 166

5-Allah’tan başka yardımcı, kurtarıcı ve şefaatçiler edinmeyeceğiz. Kıyamette gerçek hükümranlık sadece Rahman olan Allah’a ait olacaktır.167 Tek ve Kahhâr olan Allah’tan başka hiçbir makamın, gücün ve kimsenin sözü geçerli olmayacaktır.168 O’nun izni olmadan hiçbir kimse, hiçbir kimseye aracı olamayacaktır. Cennete girmesi için şefaat edemeyecektir. Her hangi bir kimsenin referansı geçerli olmayacaktır.169 O gün bütün insanlar Allah’ın huzurunda toplanacak ve ancak Allah’ın izin verdiği kimseler konuşabileceklerdir. Onlar da ancak doğruyu söyleyeceklerdir.170

Durum böyle iken bizim bazı insanlara bağlanıp onlardan medet beklememiz, Allah’ı hakkıyla tanımadığımızı gösterir. Kendi kafamıza göre şefaatçi listeleri belirlememizin hiçbir geçerliliği yoktur. Cüce insanları yüce tanıyıp onların kurtarıcılığına inanmak tevhid inancı ile taban tabana zıttır.

Kaynaklar:

165: Taberânî, 1/ 197.

166: Ahmed, Müsned, 2/ 190, Hakim, Müstedrek, 4/ 108, Beyhakî, 6/ 95.

167: Bkz: Furkan 26.

168: Bkz: Mü’min 16.

169: Bkz: Bakara 255.

170: Bkz: Nebe’ 38.


Mü'minûn sûresi (23), 116: "Mutlak hâkim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilâh yoktur. O, yüce Arş'ın Rabbidir."

Teğâbün sûresi (64), 1: "Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd O'nadır. Her şeye gücü yeten O'dur.

Haşr sûresi (59), 23: "O Allah ki, O'ndan başka ilâh yoktur. Melik (mülkünde istediği gibi tasarruf eden)tir, Kuddûs (her noksanlıktan münezzeh olan)dür, Selâm (her kusurdan ve âfetten sâlim olan)dır, Müheymin (her zaman gözetip, koruyan)dir, Aziz (kudreti daima üstün gelen)dir, Cebbâr (dilediğini yaptıran)dır, Mütekebbir (büyüklük ve yücelik kendisine mahsûs olan)dir. Allah, müşriklerin şirk koştuklarından münezzehdir."

Bakara sûresi (2), 258: "Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim'le tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, ona: "Benim Rabbim odur ki, hem diriltir, hem öldürür." dediği zaman: "Ben de diriltir ve öldürürüm." demişti. İbrahim: "Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir!" deyince o inkâr eden herif şaşırıp kaldı. Öyle ya, Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez."

Ra'd sûresi (13), 2, 3: "Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra Arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz. Yeryüzünü enine boyuna yayıp döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar meydana getiren ve yeryüzünde meyvelerin hepsinden iki çift yapan O'dur. Sürekli olarak gece ile gündüzü birbirine dolamaktadır. Düşünecek olan bir kavim için bunda muhakkak ki, ibretler vardır."

Ra'd sûresi (13), 13: "Gök gürültüsü O'na hamd ile, melekler de O'nun korkusundan dolayı O'nu tesbih ederler..."

Ra'd sûresi (13), 15: "Oysa göklerde ve yerde kim varsa ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah'a secde ederler."

Nahl sûresi (16), 49, 50: "Göklerde ve yeryüzünde bulunan canlılar ve bütün melekler, kibirlenmeden Allah'a secde ederler. Kendilerine hâkim olan Rabblerinden korkarlar ve emrolundukları her şeyi yaparlar."

Âl-i İmrân Sûresi'nde (26): "De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de onu çeker alırsın, dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır, Senin elindedir. Muhakkak ki, Sen her şeye kâdirsin." buyuruyorsun.

Nâs sûresi "De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, İnsanların hükümdarına, İnsanların ilâhına, O sinsi vesvesecinin şerrinden. O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar.
Gerek cinlerden, gerek insanlardan."

"Azîz ve celil olan Allah (c.c) katında en kötü isim melikülemlâk diye isimlendirilen kimsenin adıdır. Allah (c.c) katında en kötü isim bir adamın melikülemlâk diye isimlendirilmesidir." Kaynak: Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi.(Riyazüssâlihîn Şerhi 7/1728)


Müslimin bir başka rivayetinde şöyledir :
"Kıyamet gününde Allah Teâlâ'nın (c.c) en fazla gazap edeceği en pis ve en kindar adam melikülemlâk adını alan kimsedir. Allah'tan (c.c) başka melik yoktur." Kaynak:Müslim


Kürtçe

El- MELÎK : Xwedîyê hemu qâînatê ye û hukumdarekî mutlaq e. 

İngilizce

Al-Malik : The Absolute Ruler. He who is the Ruler of the entire.

İtalyanca

Al-Malik: Il Re

Almanca

Al-Malik Der König, der souveräne Herr

Fransızca

Al-Maliko Le Souverain, le Roi, Le Suzerain

kaynak:mektebisuffa.com

İLİM - İRFAN

Ebubekir Sifil Hoca İslamoğlu’nu ele alıyor

Ebubekir Sifil Hoca İslamoğlu’nu ele alıyor ''İslamoğlu çok konuşuyor, çok yazıyor, çok şey söylüyor; ama dile getirdiği hakikatlerin hiç birisi yeni d...

Rukye tedavisi

Rukye tedavisi İnsan dünyaya gelişinden itibaren imtihan süreci işlemektedir. İnsanın dünya yaşamında karşılaştığı en büyük imtiha...

İletişim: | VAHDET HABER © 2010-2016 Tüm Hakları Saklıdır. | Yöresel Pazarı